Skip to main content
Çarşamba-Pazar: 10:30 - 16:45 Tel: +90 216 3812060

“Milyonluk şehirlerde de yaşasa, insanoğlunun içinde yalnızlık, kendi içine çekilme, sinme günleri doludur. Bitişik doğmadığımıza göre, içimizdeki sevinçleri, kederleri başkalarıyla her an paylaşmamıza imkân var mıdır? En yakınlarımızdan bile bucak bucak kaçtığımız, derdimizi kimselere söyleyemediğimiz günlerimiz olmaz mı?” – ( “Parkların Sabahı, Akşamı, Gecesi”nden/Havuz Başı)

Bir Sonbahar Akşamı* “Nedir bu kuş, bilmem ki? Sonbaharda bulutlar turunç renklidir. Sonbaharda yapraklar konuşur. Lodoslu İstanbul denizi ne baş döndürücü şeydir! Bir lodoslu günde vapura atlayıp her ipin, her madenin ıslık çaldığı bir vapurda Adalar’a gidip gelirim. Akşamüstü bazen köprünün ortasında durup Sultan Selim’in arkasındaki bulutlarda kırmızı rengin oyunlarını seyrederken bir sahra vahasında muazzam bir şehir, bir eski Bağdat, bulutlardaki deniz muharebesini seyrederdim.Tramvaylar o şehri taşır, vapurlar o şehrin muhariplerini götürür; biz, bu hakiki şehrin sakinleri, tiyatro seyircileri gibi sessiz, adeta geçenler bile durmuş gibi olur, seyrederiz. …” “Havuz Başı” adlı kitabından. *Bu hikâye herhangi bir dergide yayımlanmamış, yazar tarafından doğrudan kitaba alınmıştır.

“Sait, keyfi için yazı yazardı. Şunun bunun pöhpöhleri, telif hakkı hevesi veya kırk yaşından sonra biraz biraz kıpırdamaya başlamış olan vazife duygusu uğruna karaladığı şeyler, kötüler arasına girenlerdir. Keyfi için yazdıkları, kendini bilen, istediğini, arzuladığını, sevdiğini iyice seçmiş olan, seçkin bir insanın eserleridir ki, uzun ömre ve unutulmazlığa da kavuşmuşlardır.” “Tanıdığım Sait Faik”/İlhan Tarus, Kaynak, Haziran 1954 Fotoğraf:Sait Faik Müzesi Arşivi

“… Şimdi cebinde parası vardı. Çalışmak istiyordu. Yazdı. Bir karpuz sergisi açabilmek için projeler yapmaktaydı. Cins karpuzlar rüyalarına giriyordu.(…) Tekirdağ karpuzlarını en arkaya dizeceğiz. Sağlamcı, pazarlık yapmayan müşterilere onlardan… Sonra, öne kocaman siyah karpuzlardan koyacağız. Bunlar kalın kabukludur, hep kırmızı çıkarlar. Ama çabucak kof cevizlere dönerler. Vodina kavunları en iyi cinstir. Kokuları dışında değil, içindedir. Bu çitili, üzerleri çentikli kavunlar yumuşayıverirler, eziliverirler, onları çabuk sürmelidir. Ne pahasına olursa olsun elden çıkarmaldır. Birdenbire hareketlenir: – Küçük bir çırak tutmalıyız, derdi. Çıraksız iş görülmez. Bıçkın bir çocuk buluruz, kapkara bir şey olur. En küçük bir patırtı, bir karpuzun olup olmadığını anlamak için üstü fiskelendiği zaman çıkan sesten bile uykusundan uyanan atik bir çocuk bulmalıyız. Karpuz sergisinin bütün işi o çocuktadır. Yalnız böyle bir çırak bize daha iyi çalışmanın, dil dökmenin, geniş olmanın, iş bittikten sonra, türkü çağırıp cıgara savurmanın lezzetini verebilir.” “Bir Karpuz Sergisi”nden/Sarnıç

… Avlusunun otları taze kesilmiş, minarleri çimenlerin üzerine akmış, kubbeleri yakın çarşılara dökülmüş, sessizlik ve esrar dolu İstanbul camilerinden birinin avlusundaydık. Bir öğleüstüydü. Fırsat buldukça, canım sıkıldıkça, kafamın içine bir başka benlik sokuldukça insanları sevmek için; bir uzlet içinden, bir yoksuzluk ve kimsesizlik içinden, bir varlığın ve kimsenin karışıklığını daha iyi duyabilmek için daima melankolik köşeler arardım. O zaman küçük kumruların gezindiği cami sundurmalarını düşünür; İstanbul’a, bu köprülerin ve sefillerin ve vapurların birbirini düşündüğü, birbirini çağırdığı İstanbul’a bakar kalırdım. …” “Bir Karpuz Sergisi”nden/Sarnıç

“Bizde Yazar Ne Yer, Ne İçer? 1. Sizce bir yazar ne kadar kazanmalıdır? C. Hiç olmazsa bir nahiye müdürü kadar…. 2. Ciddi bir yazar bu parayı yazıları ile kazanabilir mi? Eğer kazanabilirse nasıl? C. Gayri ciddi bir yazar kazanır. 3. Eğer kazanamazsa nasıl bir iş tutmalıdır? C. Bence şoförlük, potin boyacılığı, balina satıcılığı gibi işler. Yahut da deniz yollarında bilet toplamak. 4. Yazarın enerjisini harcaması sanatı için zararlı mı faydalı mı olur? C. İşine göre. Daha çok, zararlıdır. 5. Devlet veya hususî müesseseler yazara daha fazla yardım etmeli midir? C. Etmemeli. Ederse veriştirmesine katlanmalı. 6. Bu problemler karşısında kendi durumunuzdan memnun musunuz? Hayatını kalemiyle kazanmak isteyen gençlere vereceğiniz bir öğüt var mı? C. Bu işi bizim valde hallediyor. Otuz kuruş birinci nev’i sigara. Üç kahve 25’ten 75, iki yemek asgari 4 lira, giyim kuşam babadan ve anadan olmak şartıyle, yılın altı ayında sigarasız ve kahvesiz kalmak isteyen yazsın.” Vatan’ın Sanat Yaprağı, 2 Ağustos 1953

Simitle Çay “Bu başlığa kaşar peynirini de eklemek isterdim ama onun çayla simidin dostluğu karşısında silinip ikinci planda kalması daha doğru. Çünkü çayla simidi beraber bulduğumuz günler eksik değil ama üçünü bir arada bulmak?.. Belki çayı da simitten ayırmak doğruydu. Yalnız simitten, sabahın o leziz, insan icadı yemişinden söz açmalıydım. Ama ne yaparsın, çaya kıyamadım. Simidin yanında o da ikinci planda kalıyor ama dostlukları da samimi bir dostluktur. Hiçbir kahvaltı simitle çayın yerini tutamaz. Ballı, reçelli, tereyağlı, hatta pamplımuslu kahvaltıların sonunda, sokağa bir otomobille çıkmayan insan varsa kızılır öylesine.(…) Ama çayı simitle içtikten sonra sokağın çamuruna karışır, dişlerimizde hâlâ susam kırıntıları, oradan oraya koşabiliriz. Sokakta yağmur yağar, alnımızdan ter damlar. Dişlerimizde susam tanesi, çayın kokusu hâlâ burnumuzdadır. Ah, bir akşam olsa, kağıt yığınları önümüzden bir eksilse, bir yatağımıza uzansak, ayaklarımız bir dinlense…” Havuzbaşı’ndan

“Küçük şeyleri unutamayanlar en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.” Semaver’den

“Bu şehir laubaliliğin, kötülüğün, ikiyüzlülüğün kaynaştığı bir şehir. İyi insanları yok mu? Dolu. Ama nasıl çekilmişler, nasıl ürkmüşler, nasıl kapanmışlar bir yere? Neredeler? “Söylendim Durdum”dan Mahalle Kahvesi

“… Ben gece başka bir yerdeydim. Gece yarısı otele döndüğümde, henüz yatmamış olan çocuklara; “Nasıl bakalım, Sait sirkten memnun kaldı mı? diye sordum. ‘Sait’in selamı var, ‘ dediler ‘bizimle gelmedi ki. Gitmiş yeniden kendine uçakta yer ayırtmış. Aldı çantasını gitti. Yarın sabah İstanbul’da olacak. Bu iki kitabı da senin için katibe kıza bırakmış.’ Kitapları aldım. Zat, o zaman Paris’te beş günün romanına başlardım. 4-2-951. İmza ‘ ‘Lüzumsuz Adam”ın ilk sayfasında ise: “Paris’teki anlaşılmaz günlerin tahlilini sana bırakıyorum Naim. Anlayabilirsen anla. 4-2-951. İmza, Sayı:6, 15 Haziran – 15 Temmuz 1953 Sait Faik Abasıyanık Müzesi Arşivi

“… Ayakucuma düşüp kırılan neşemi gözlerimle topladım. Ters yüzüne evine dönüp odama kavuştum. Dört duvar, bir pencere, bir valiz içinde birkaç kitap ve bir demir karyola… Hasılı mukaddes bir hapishane olan odamda düşünmeden, hatta okumadan gezindim durdum. Düşünmeye başladığım zaman, nasıl filmlerde bazı kırılan otomobillerin aksamı tekrar birbiriyle süratle buluşup birleşirse, benim de içimde kırılan şey öylece birleşti. Tekrar neşemi bulmuştum. İnsanları sevmek arzusuyla sokağa çıktım. …” Şehri Unutan Adam/Semaver